Purchase this item

It's great that you want to purchase this item, but first you need to sign in.

I need an BeatPazarı Account Sign up
I have an BeatPazarı Account Sign in

Pnzr Beats Röportajı

08.10.2016 - 17:32

Pnzr'i öncellikle seni biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Detaya girmemekle birlikte genel olarak agresif biri olmam, eski telsiz kullanıcısı olmam ve dolaylı neticelerle Pnzr ismi üstüme yapıştı. Tabii ki Pnzr ismi panzerden geliyor. Sadece ben “pnzr” şeklinde kullanmayı tercih ediyorum :). Gerçek adım İlyas, 88 İstanbul/Beşiktaş doğumluyum. Teknik olarak Beşiktaşlıyım. Velhasıl Beşiktaş’ta hiç oturmadım. İstanbul anadolu yakasında yaşıyorum, 13-14 yaşlarından beri hip hop'a ilgi duyuyorum. Uzun süredir de icra ediyorum. Evli barklı adamım. Bu işi “ortam, para pul vb şeyler için” yapmıyorum. MC'lik tarafım da var fakat şimdiye kadar sadece beat aşamasında işler yayınlandı. Yakında farklı işler de yayınlanacak.

 

Neden ve nasıl beatmaker oldun?

İlk etapta yaşadığım semtte bir "grup" olarak hip hop’a bulaştık. Enstrumental ve free beat bularak bir şeyler karalıyorduk. Yazdıktan sonra "kaydetmek" için benim evimde işler yapmaya başladık. Bir süre sonra bu beni "prodüksiyon" aşamasına aşina etti. Tabi sonra "bize kendimize ait alt yapılar" gerektiğinde de o iş bana kaldı ve beatmaker’lık serüveni böyle başladı.

 

O aralar kendisinden aslında "break dance" öğrenmek istediğim mahalle ve grup arkadaşım Bahadır Dağdelen (Sonic), beat konusunda ilk adımları atmamı sağladı. O, beat making konusunda "giriş seviyesinde" olan bilgisini bana aktardı ben de devam ettim. Kendisi aslen eski(aslında hala) graffiti’ci olup Wase(Resul) ile birlikte graffiti, t-shirt tasarımı gibi bir çok iş yaptılar.

 

Bonus: İlk yaptığım beatler için yakın arkadaşlarım, hatta kardeşlerim diyebileceğim insanlar: “Bu ne be korku filmi müziği gibi” dediler. Yorum yaparken bu denli gerçekçi olma durumu, en başından beri hiç değişmedi. O insanlar her zaman “en doğru” yorumu ve eleştiriyi yaptılar. Bu sayede ben de daha iyisini yaptım. :) Hepsine teşekkür ediyorum. Onlar kendilerini biliyor.

 

Genelde hangi tür müzikler için altyapı yapmayı tercih ediyorsun?

Genel olarak tabi ki hip hop alt yapıları icra ediyorum. Ancak hitap ettiğim farklı yönler de var. Mesela şu sıra akustik bazı işler taslaktan icraat aşamasına geçmekte. Beatmaker’lık haricinde MC tarafım da var. Bunların yanısıra da akustik işler için söz yazarlığı yapıyorum. Kısaca farklı müzik türleri için söz ve müzik üretiyorum.

 

Beatpazarı olarak biz çıkan albümlerde veya singlelarda altyapıları yapanlara daha fazla yer ayırıyoruz. Hip hop kültüründe yapılan besteleri üretenler neden diğer tür muzikler kadar konuşulmuyor?

Aslına bakarsanız diğer türlerde de "müziği yapanlar" o kadar konuşulmuyor. Çok bilinen söz yazarları ve besteciler haricinde tüm müzik türlerinde durum böyle. “A” sanatçısı bir parça yayınladığında “müziği güzel” diyenleri, “A” sanatçısının “şu şarkısı çok güzel” diyenleri görürüz. Ancak “müziği kime ait” veya “bestecisi kim” diyenler daha azdır. Bu açıdan bakıldığında hip hop tarafında bu durum daha iyi gibi gözüküyor(tabii ki dışarıdan).

Hip hop tarafında “dj” gibi “müziği sağlayan” bir etken olduğundan, en azından bazı kişiler “beat kimin”, “müzik kimin” gibi sorular sorabiliyor. Her ne kadar dj ve beatmaker birbirinden farklı kavramlar olsa da “alt yapıyı yapan” kişiyi bir şekilde vurguluyor.

 

Diğer türler için konuşmak gerektiğinde ise bir kaç sene evvel başlayan “Sanatçı ismi feat. Prodüktör İsmi - Şarkı adı” etiketleme trendiyle birlikte insanlar dj/prodüktör/beatmaker isimlerini duymaya başladı. Bu akımdan önce de aslen aynı insanlar aynı işleri yapıyordu. Fakat prodüktör isimlerini işin sadece "mutfak" kısmına bakanlar ve sektörde olanlar biliyordu.

 

Bu etiketleme şekli aslen hip hop tarafında çok eskiden beri vardı. Sadece biçimi farklıydı. Şimdi haline evrildiğinde değişen şey, isimlerin ve yüzlerin daha ön planda olması oldu.

 

Bu durumun dünya genelinde bir çok örneği olmakla birlikte bizde de mesela, Farazi ve Kayra, Dj Artz ve Anıl Piyancı, Nasihat ve Yener Çevik gibi örnekleri oldu. Aklıma gelenler bunlar, diğer işler de aynı kulvarda. Bu işler beatmaker’lık açısından umut veren güzel işler. Bu şekilde olması "müziği" yapan taraf için tatmin edici oluyor.

 

"Günah benim" parçasının altyapısını yapan biri olarak, şarkı meşhur olduktan sonra hayatında ne gibi şeyler değişti?

Benim için çok fazla değişiklik olduğunu söyleyemem. Ancak etrafımda “beatmaker” kelimesi çok popüler oldu :). En büyük değişim “ne yaptığımın farkında olmayanlar” tarafından da tabiri caizse “alkışlanmak” oldu. Yani aslında ben hep aynı şeyi yapıyordum ama “yaptığınız işin kitlelere ulaşma potansiyeli” ortaya çıktığında, insanlar daha dikkatli dinliyor. Bu saatten sonra beat yapmak tam anlamıyla bir “iş” olarak nitelendirilebilir :).

 

Ben yıllardır beat yapan biriyim. Ancak şimdiye kadar belirli bir kadro ile çalıştığımdan o çevre tarafından bilindim ve bu birazda benim tercihimdi. Tanınmış bir işiniz yokken birilerine gidip çalışmak istediğinizde insanlar referans arayabiliyor veya dikkate almayabiliyor. Ancak şimdi durum farklı, hip hop harici türlerde de bir şeyler icra etmek var planlarda. Bu durumdayken “beatmaker” ne demek bilmeyen, hip hop ile bağlantısı olmayan insanlarla bile diyalog halindeyiz ve bir şeyler yapıyoruz.

 

İlk yayınladığınız beatler ile "Günah Benim" arasında nasıl bir serüven geçti?

Lisedeyken, derste beat yapıyordum. Bütün hocalarım bu ruh hastası durumuma bir şekilde aşina oldu ve bana müdahale etmediler. Gece saat 2-3’e kadar beat yapardım. Sonra sabah okula gider, okulda da beat yapardım. Bilgisayar Programcılığı öğrencisi olduğum için okulda da böyle bir imkan vardı. Açıkçası o zamanlar yanımda taşıdığım FL Studio Setup dosyası ve drumset sample bankaları bulunan usb bellekler benim için mobil stüdyo gibiydi. Bilgisayar ve hoparlör & kulaklık olan her yer benim için beat yapmaya elverişli bir zemindi. Bende gelişine vurdum açıkçası :)

 

Yaptığım ilk girişim, Kadıköy Acil’de beat’lerimi Önder Şahin ve Selo’ya dinletmek oldu. Bu vesileyle kısa süreliğine Kadıköy Acil’de bulunmuştum. Ceza ile stüdyoda karşılaşmam neticesinde kendisine (Evin delisi albümünden önce) beat’lerimin değerlendirilebilitesi hakkında düşüncesini sordum. Her zamanki gibi “dikkate alan” yaklaşımıyla “CD bırak neden olmasın” dedi. Bir cd bırakmıştım ama ulaşmadı veya beğenilen bir iş çıkmadı o yüzden herhangi bir şey olmadı, artık detayını bilemiyorum :D.

 

Akabinde üniversite başladı ve İstanbul’dan ayrıldım. Kocaeli’ye gittim, çok uzak değil ama bir öğrenci için “ha deyince” İstanbul’a gitmek mümkün değildi. Bunun haricinde yine rap yapmak yine bir mc’lik telaşı içinde üst seviye bir efor ile beat üretiyordum. Sonra bunları yayınlamaya başladım ufak ufak. Bir taraftan da kayıt alacak yer arıyordum. Öğrencilik nedeniyle “beat verip kayıt alacak” yer bulmam gerekiyordu. Değiş tokuş bir nevi. Daha sonra myspace’den Yener Çevik’e ulaştım. Bu durumumu belirttim. O sıra kendisi İstanbul’daydı. “Eypio var, onun stüdyosunda kayıt alabilirsin, ona da beat gerekiyor. Konuşurum, sen beat yaparsın, kayıtlarını da o alabilir.” gibi bir şeyler konuştuk.

 

O sıra Eypio’nun Zeytinburnu’nda ortaklı bir stüdyosu vardı. Orada ilk defa Yener Çevik ve Eypio ile yüzyüze tanıştım. Sonra saklanan beatler ortaya çıktı. Yayınlanan ilk iş Adab-ı Muaşeret film müziği oldu. Sonra 9 Canlı, Yener Çevik ve Eypio’lu “3 Büyük”lü işler gelmeye başladı. Yener Çevik ile de özel olarak çalışacaktık, o sadece tek bir beat’im ile parça yayınladı. Daha sonra bir trafik kazası geçirdi ve diğer işler askıda kaldı veya farklı soundlar tercih edildi. Orası da biraz karışık :).

 

Günah benim ile ilgili kısmı ise daha enteresan. Liseden arkadaşım, iş ortağım, kardeşim gibi insan Serhan ile birlikte bir e-ticaret projesine başlamıştık. Bu nedenle de ikimiz ayrı eve çıktık ve programlama, projelendirme, tasarım ve tabi ki müzik havada uçuşan günler geçirdik.

 

Oturduğumuz ilk evden “çok yüksek sesli müzik” şikayetiyle ayrıldık :). Sonra ikinci evimize geçtik. Orası daha serbestti. Günah Benim’in müziğini de orada yapmıştım. 2012 civarlarıydı diye hatırlıyorum. Bu altyapıya ilk ben söz yazdım kaydettim arşive attım diğer yüzlercesi gibi. Sonra Serhan bir şeyler yazdı üstüne. Birbirimizden bağımsız yazdık ama baktık ki konu konsept aynı! Bu garip durum, beatin Eyüp’te oturan bir arkadaşımızın evinde, Serhan’ın bilgisayarında rastgele çalan müzikler arasında Günah Benim’in enstrumental halinin çalması ve Eypio’nun bu beat bende yok diyerek beati keşfedip üstüne “benzer konseptte” söz yazmasıyla son buldu. Sonra canlı performans videosu akabinde de klip geldi.

 

Gerisini zaten biliyorsunuz :)

 

 

Türkiyede hip hop kültüründe beatmakerlar para kazanamadıklarından şikayet ediyorlar. Bu durum hakkında ne düşünüyorsun?

Açıkçası, bence burası işin “inceldiği yerden koptuğu” nokta. Standart olarak çalışma şekli dünya genelinde albüm veya single bazındadır. Yani lisanslı işler. Lisanslı işler ise aslen şöyle yürür(Sadece müzik-beat kısmı ile ilgili olanını anlatıyor ve mümkün mertebe kısa kesiyorum):

 

MC & Ses sanatçısı, bir beatmaker’dan altyapısını alır. Bu altyapı için bir ücret öder. Bu, ülkemizde “beat’i kaça satıyosun” sorusunun karşılığı olan ücrettir. Bu aslında beat ücreti değil, “prodüksiyon” ücretidir. Daha sonra iş yayınlanma aşamasına geldiğinde “beatmaker” da lisans kısmına dahil olur ve parçanın üzerinde bir telif hakkı olur. Bu telif “yüzde” değeri üzerinden kararlaştırılır. Burada “yüzde kaç olmalı peki” gibi bir soru gelirse bu kişilerin arasındadır. Ancak olması gereken “bana göre: 1 mc 1 beatmaker’dan oluşan işlerde” yarıyarıyadır. Neticede “ortak iş” yapılmaktadır. Bunun “bana göre” olan kısmını es geçiyorum çünkü uzun sürer. Ama genel olarka sorun da burada ortaya çıkıyor.

 

Burada aranjör ile beatmaker kavramları karıştırılmaktadır. Beatmaker: müziği yapan kişidir. Aranjör: işin düzenleme kısmını yapan kişidir. Aranjörlük yapan beatmaker’lar, beatmaker’lık yapan aranjörler de olabilir ancak teknik anlamda ikisi farklı şeylerdir.

 

Bir rap parçasında iş şöyle yürür: beatmaker bir alt yapı yapar. MC bu alt yapıyı dinler ve “üzerine” söz yazar. Bunun neticesinde “bir şarkı” oluşur. Müziği “beatmaker’a”, sözü de “MC”’ye ait olur. Fakat lisanslama aşamasında söz, beste ve aranje terimleri vardır. “Müzik” diye ayrı bir alan yoktur. Doğal olarak aslen beste kısmında “beatmaker”ın yer alması gerekir.

 

Ancak her işte bu şekilde olmuyor. Nedenine gelince: “Beste”, kabaca sözün müziğe göre söylenişi, yani “ezgisi”, rap açısından bakarsak “flow”u olarak nitelendirilebilir. “Aşırı derecede hip hop” kokmayan parçalarda teknik olarak şarkının “beste” kısmı “söz yazarına” devredilir. Böyle olduğunda ise beatmaker “aranjör” olarak kaydedilir. “Peki, burada sorun nerede?” diyenler için:

 

Maalesef “aranjör”’ün aslen parçada telifi yoktur. Söz ve beste ise özel olarak belirtilmediği sürece yarı yarıya telif sahibi olur. Burada yapılması gereken “beatmaker”’a aranjör etiketinde istediği veya anlaşıldığı yüzdenin verilmesidir. Bu şekilde olduğunda, beatmaker hem “beat ücretini :)”, hem de parçanın üzerindeki “telifini” korumuş olur. Böylelikle parçanın hakkettiği tüm teliflerden hakkı kadar yararlanır. İşin “raconu” budur.

 

Bu arada, beatmaker işin sadece “lisans” kısmından telif alıp “beat ücreti” almayabilir de. Bu tercih meselesidir. Tanımadığınız birine ücretli çalışırsınız, tanıdığınıza veya “abinize, kardeşinize” ücretsiz çalışırsınız. Bu kısmı kişiseldir. Önemli olan lisanslama kısmıdır.

 

Bir de lisanssız olan “underground” olarak nitelendirdiğimiz işler vardır. Burada iş daha da içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Çünkü iş zaten “underground”’dır. Burada hakkınız beat başına aldığınız ücret kadar olur. Normalde albüm satışından elde edilen gelirde de hakkı olan beatmaker’ın telif hakkı, iş “lisanssız” olduğu için takip edilemez.

 

Beat’i “ünlü bir mc’ye” tanınmak için veriyorsanız lisanslı olmaması halinde herhangi bir şey talep etmezsiniz. Beat için almadığınız ücretleri “tanınmak için reklam giderleri” olarak düşünebilirsiniz. Olur da iş lisanslanırsa, elde edilecek olan gelir “telif” bazlı olduğu için beatmaker payını almalıdır.

 

Örnek olarak beat yaptınız, bir ücret aldınız. MC bunu albümünde kullandı ve underground olarak sattı. Kaç tane sattı, bu beati kullanarak kaç kere sahne aldı, sizin bunda hakkınız var mı, varsa nedir, nasıl takip edebilirsiniz? Tek bir açıklaması var: muamma. Yani bunu takip etmeniz mümkün değil.

 

MC “şu kadar albüm satıldı, bu kadar kazanç var, senin hakkın da ‘bu kadar’” diyebilir. Ama bazen MC’ler, albümü “bastırmak” için bile kazançlarından fazla harcayabilir ve albüm satılsa da bir şeyler kazanamayabilir. Bu durumda beatmaker’a da “senin payın bu” diyemeyebilir. Bu kısım da kişisel ilişki ve satış başarısı odaklıdır. Tabi bu durum artık eskide kaldı. Albüm basan yok gibi :) Varsa da sanırım son zamanlarda takip etmiyorum.

 

Şimdi ise işin “dijital platformlar” tarafı var. Yani lisanssız olan bir işten de artık para kazanılabilir. Bu durumda “artık” yapılabilecek bir şeyler var ama bunun için “kayıtlı bir sanatçı” olmanız gerekir. Yani “underground” işlerden de pay almanız “artık” mümkün. Burada olay sizin tercihinize kalmıştır.

 

Kayıtlı olmadan kazanç sağlamak ise Youtube vb gibi kendinize ait platformlarda kendinize ait içerikler yayınlamanız ve bu yayınların çok yüksek izlenmelere ulaşması halinde mümkün. Mümkün ancak kolay değil.

 

Kısaca anlatmak istediğimizde de bu kadar sürdü. Detayı siz düşünün artık :)

 

 

 

Yaptığın Beatler de sound seçerken nelere dikkat ediyorsun?

Sound seçerken dikkat ettiğim tek şey “beni etkilemesi”. Beat prodüksiyonu aşamasında her metottan faydalanıyorum. Sample based (örnek ses tabanlı) beat yapımında ise en kritik nokta (bana göre) sample’ın beni etkilemesi. Sample’ı sadece “sample” olarak dinlememem lazım. Alıntı yapılacak parçayı dinleyebilmem, sevmem gerekir. Tabi ki bazen dinlemesem de sadece sample olarak kullandığım parçalar da oldu. Ama genel olarak etkilemesi kafi.

 

Örnek vermek gerekirse “Eypio - Küçelere su serpmişem” parçası bahsettiğim durum için biçilmiş kaftan. Nedenine gelince, Eypio zaten temel olarak bu kökenden gelmekle birlikte farklı kültürlere ait işleri de sıkça dinler.

 

Bir gün stüdyoda “sana çılgın bir sample buldum” diyerek (ya da benzer birşey :D ), yıllar önce Azeri televizyonunda yayınlanmış ve küçük bir çocuk tarafından seslendirilen kaydı dinletti. Kendisi bir süredir dinliyordu muhakkak çünkü her namesini ezberlemişti. Daha sonra bu kaydı aldım ve “abartmadan söylüyorum” bir hafta boyunca kesintisiz olarak “repeat track” dinledim. Hatta o sıra çalıştığım yerdeki arkadaşlarım “bıkmıştı” bu müzikten. Ben ise sadece tekrar dinleyebileceğim bir boşluk bekliyordum.

 

Velhasıl bir hafta kesintisiz dinledikten sonra ortalama bir saat içerisinde beat’i tamamladım. Dakikası geçmeden Eypio’ya gönderdim. Ya o gün, ya ertesi gün parçanın “demosu” bana geri geldi. Benim bir hafta boyunca “dna’ma işlediğim sample” ile yaptığım beate, aynı şeyi daha önce yapmış olan Eypio tarafından kısa sürede söz yazıldı ve kaydedildi. Akabinde parça Türkiye’nin yanı sıra Azerbeycan’da da sıkça dinlenen etnik sentezle farklı kitlelere hitap eden enteresan bir iş oldu. Bir önceki kısımda bahsettiğim “ortaklık” işte buradan geliyor. Ortak bir ürün, “ortak duygular” barındırdığında harika sonuçlar üretebilir.

 

Bonus: Küçelere su serpmişem parçasında sample’da sesi, klipte görüntüsü olan kişi Pervaz İbrahimli’ye ulaştım ve Türkiye’ye geldi. Kendisini bir süre misafir ettik. Küçelere su serpmişem’e remix gelebilir :)

 

Normal hayatında yaşadığın olumsuzluklar veya pozitif gelişmeler yaptığın beatlere yansıyor mu?

Tabi ki özel hayatınız her zaman yaptığınız işe yansır. “Özel hayatınla işini birbirine karıştırma, bu profesyonel değil” diyenlerin ters köşeye düştüğü bir alandır müzik yapmak. Bunu nasıl kullanacağınız size kalmış. Üzgün, moralsiz olduğunuz bir zaman diliminde aynı şekilde “hüzünlü” işler yapabilirsiniz. “Yok ya zaten her şey negatif” diyerek “geçici bir süre hayattan çevrim dışı” kalmak adına hareketli şeyler de yapabilirsiniz. Bu olay bence tamamen kişisel. İkisini de yapmışlığım vardır.

 

Bunun haricinde mesela sağlık sorunları yaşamam nedeniyle nereden baksanız 7-8 ay “beat making” için bilgisayarımı açmadığım olmuştur. Basit şeyler yapıp kapattım. Zaten bilişim sektöründe olduğum için “beat making” haricinde “evde” bilgisayar kullanmıyorum. Pozitif olduğum zamanlarda hareketli alt yapılar, teknik detaylarla daha çok ilgilenme, araştırma, yeni sound’lar keşfetme vb şeyler yapıyorum.

 

Örnek aldığın dünyaca ünlü beatmaker var mı?

Örnek aldığım “beatmaker” yok. Örnek aldığım “beat”’ler var. Örnek aldığım “beat making” metotları var. Örnek aldığım sound’lar var. Daha doğrusu “ilham aldığım” diyebilirim. Burada “kişilere” takılanlar var. “x dj, x beatmaker harika işler yapıyor” diyebilirsiniz. Bazen, sırf o “harika” adamlar yaptığı için “iyi olmayan” işler göklere çıkarılabiliyor. Bu nedenden dolayı ben, kişilerden ziyade yapılan işlerden ilham almak gerektiğine inanıyorum. Tabi ki “kişilere” hakkettikleri saygıyı göstererek. İlla isim isterseniz severek takip ettiğim DJ Craze var.

 

Teknik detaya girmek istiyoruz, Beat yapımında kullandığın software veya hardwarelerden bahseder misin?

Kullandığım en büyük hardware kendimim :). En büyük software’de bilgi ve hayal gücü. Bunların dışına çıkıp olayı materyale taşıdığımızda ise bu kısımla ilgilenenlerin bildiği şeyler var.

 

Çeşitli DAW programları kullanarak iş yapabilirsiniz. Her birinin farklı amacı olduğu için tek birtanesine saplanmanız şart değil. Ama birinde de herşeyi hallediyor olabilirsiniz. Örnek olarak ben ağırlıklı olarak FL Studio kullanırım. Ancak derinlemesine sample çalışması gerektiği zamanlar da olabiliyor. Böyle durumlarda “edit” için daha uygun olan Cubase üzerinde çalışıyorum. Bazen, “FL Studio’yu işi bilmeyenler, çoluk çocuk kullanır” gibi şeyler duyuyorum, okuyorum. Özellikle yabancı forumlarda buna rastlıyorum. Hoş bunları söyleyenler genelde 16-17 yaşından küçük arkadaşlar olsa da birşey söylemek isterim, Günah Benim’in beati FL Studio’da yapıldı. :) Sürüm de vereyim mi?  FL Studio 9 :) Program da eski. Beat’te öyle. Yapan adamlar, hatta şarkı da eski. Sadece bilenler yeni :)

 

Farklı “sound” gerektiğinde Reason devreye giriyor. Bazen dawları birbirine bağlayabiliyoruz. Bunun haricinde “sample” kaydetmek için kullandığım, işi sadece “ses kaydı yapmak” olan daha ufak yazılımlarda var. Gerçi günümüzde buna çok ihtiyaç kalmadı. Herşeyi “download” edebiliyoruz. Ama ben oldschool beat sevdiğim gibi, tekniklerim de eski :). Telefonuma kaydettiğim sesleri de beatmaking için kullanabiliyorum. Tabi bazen eski okuldan uzaklaşıp telefonda yaptığım beat’ler bile olabiliyor. Sadece Reason, sadece Logic, sadece x DAW kullanırım diyen yakın arkadaşlarım da var. Benim böyle bir durumum yok, elimin hemen altındaki her zaman FL Studio olmakla birlikte hepsini kullanırım.

 

Donanım aşamasına gelindiğinde herkes olayı California kafasında zannediyor. “Bilmem kaç bin dolarlık stüdyo lazım” diyenler var. :) Sadece gülüyorum buna. O insanların “home studio” olarak kullandıkları malzemelere dahi sahip olmayan stüdyolarda işler yapılıyor bu ülkede.

 

Kendime gelince, midi klavye, mpd, referans kolon, e tabi ki bilgisayar ve bolca “hayal”, bolca “fikir”. Pahalı aletler “iyi müzik” demek değildir. Midi klavye ve mpd’lerden önce “pc klavyesi” iş görüyordu. Bu özelliklerden önce ise sadece “mouse” vardı. Bu bizim şahit olduğumuz zamanlar. Bizden eskilerin olanakları daha da vahimdi :).

 

Özetle donanım ve yazılım olarak bir çok alternatif var. Ben kendime uygun olanlarla yürüyorum. En iyi seçim, en iyi kullandıklarındır. O yüzden “Edit açısından şu daha kullanışlı” vb gibi kıyaslamalar kabul edilebilir fakat gerisi zırvadır.

 

5 bin TL’lik MPC alıp, kullanamayıp satanlar var, toplamda bin 500 TL’lik ekipmanla iş yapanlar da var. Benim arkadaşım, stüdyosunda ana bilgisayar olarak “mac mini” kullanıyor. Öyle en yenilerinden de değil. Bilmem kaç kanal hücum kayıt giriyorlar, mix yapıyorlar. Durumu olmadığından da değil aslında, yetiyor ki kullanıyor. Özetle, donanım ve yazılımda hangisine güç yetiyor ve hangisi en iyi kullanılabiliyorsa, doğru tercih o olur.

 

Beatmaker olarak yeni başlayan arkadaşlara tavsiyelerin var mı?

Aslında “donanım ve yazılım” kısmında bu soruya cevap vermişim. Yeni başlayan arkadaşlara en büyük tavsiyem “araştırmaları” olur. Yani, Küçelere su serpmişem örneğindeki gibi “işin prodüksiyon kısmı” kısa sürede yapılabilir. Bugün youtube’dan video izleyerek öğrenmek mümkün. E tabi tecrübe de var işin içinde, prodüksiyon süresinin kısalması da bununla bağlantılı. Bu da pratikle ilgili tabii ki, ancak en büyük kısmı bence araştırmak. Nasıl yapıldığını bilirsen, yapmak istediğin bir şey olduğunda yol haritası zaten aklında oluşur. Temeli oluşturduktan sonra da detayları ilhamlar, ilhamları da “araştırmak” getiriyor.

 

Şu an devam eden veya bitmiş projelerinden bahseder misin?

Daha önce prodüksiyonunu yaptığım beat’ler ile bir enstrumental albüm yayınlamayı düşünüyorum. Hazırlık aşamasında şimdilik.

 

Sözü müziği bana ait olan, hip hop’tan uzakta başka işler de var. Bunlarla ilgili “besteleme” aşamasındayız.

Prodüktör koltuğundan kalktığımda ise MC’lik devreye giriyor. Solo bir parça yayınlanacak. Şu anda klip senaryo ve konsepti belirleniyor.. Kısacası şu an ciddi bir hazırlık aşamasındayım, aşamasındayız. Sözü müziği bana ait olan işlerin haricinde ise, kendi parçaları için işin aranje kısmında destek isteyen arkadaşlarım oluyor. Onlara elimden geldiğince yardımcı oluyorum. Birebir işin içine katılamadıklarımda da yönlendirmeler yapıyorum.

 

Kendine koyduğun önemli bir hedefin var mı?

En büyük hedefim müzik yapmaktı. Teknik olarak en başından beri de müzik yapıyorum zaten ama yapılan iş yayılınca “hedefini gerçekleştirdiğini”, daha doğrusu yeni hedefler için bu yolda emin adımlarla devam ettiğini daha çok hissediyor insan. Hedefim, bir çok “rap” parçasında beatmaker olmak, farklı türlerde de müzikler, besteler üretebilmek. Çalışmalarım da bu yönde zaten. Hedefler böyle, istek ise “hayallerin tükenmemesi” yönünde. Hayali olmalı insanın.

 

Beat yapımı dışında hangi tür müzikleri dinlemeyi tercih edersin?

Ben sınıflandırarak müzik dinlemem. Yani “dinlemediğim” müzik yoktur. “Dinleyemediğim” müzik olur. O da muhtemelen içinde çok fazla “apaçi” ruhu taşımasından kaynaklanabilir. Hoşlanmadığım türler ve bunların alt türleri olabilir. Sözlerini beğenmeyebilirim. Seçici davrandığım kısım ise enstrumentallerdir. En sevdiğim özelliğim ise, bazen sözleri veya vokali kötü olan parçaları da “sanki vokali üstünden kaldırılmış” gibi sadece müziğine odaklanarak dinleyebilmemdir. :) Sanırım bu da mix yapmakla alakalı bir kısım. Farklı olarak da aranjesi çok detaylı, kalabalık ve karmaşık çalışılmış işleri dinlemeyi severim. Çünkü tek başına bile insana çok fazla şey katar bu tarz işler. Eski şeyleri dinlemenizi tavsiye ederim. Eskinin tadı hiç bir şeyde yok açıkçası.

 

Son söz olarak eklemek istediğin bir şeyler var mı?

Son olarak eklemek istediğim şey, beat making konusuna ilgi duyanlar için olabilir. Önceki yanıtlarımın haricinde çok klişe olmakla birlikte can alıcı sözü söyleyebilirim:” Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” Beat yapma metotları değişti. Beat alma ve satma metotları da değişti. Beatmaker’lar da değişti. Hayaller ve gerçekler de değişti. Teknik olarak bu işi yapmak isteyen kişiler “ben bu işten zengin olurum kesin” mantığıyla bu işle başlayacaksalar, bazı “müzik yapım” şirketlerinin yaptığı gibi sadece 10’a alıp 20’ye satarak ticaretini yapsınlar daha iyi. Müzik yapmaya, “müzik yapmak” istiyorsanız başlayın. Bu “beleşçilere kaynak” olun demek değil tabii ki. Hakkınızı muhafaza edin, ancak yapmaktan zevk aldığınız sürece yapın.

 

Bunun haricinde zaten hali hazırda yapanlara söylemek istediğim:

 

“Beat yapmak”, beat’i yapıp mc’ye vermek ve geri kalanıyla hiç bir şekilde alakalı olmamak değildir. Her beatmaker, yapılan parçaların “bestesine” ortaktır. Çünkü gerçek rap, “altına beat eklenen” vokallerden ziyade, “üstüne sözler yazılan” beat’lerle oluşur. Bu sebeple “beatmaker” aracı ya da araç değildir. Beat ve rap madalyonu oluşturan iki taraftır. Teknik olarak Mc ve Beatmaker’da böyledir. Bu kafadan uzaklaşılmadığında her şey çok daha güzel çok daha saygılı olur. Kimse kimsenin gölgesinde kalmaz, arka planda kalmaz. Herkesin istediği yerde durması beatmaker’ların da “müzik yapan” insanlar olduğunun ve yapılan işin içinde olduklarının fark edilmesi temennisiyle :).

 

Bakınız: “Bana yazdıran bu gece kick mi bass mı?

 

BeatPazarı hakkında düşünceleriniz?

Beatpazarını, beatmaker’ları gözetmesi, müzik yapan tarafın önemini vurgulaması amacı doğrultusunda son derece muazzam bir oluşum olarak görüyorum. Söylemek istediğim “beat almak satmak” ile ilgili kısım dünyadaki beat sitelerinde bile çok iyi işlemiyorken burada işlemesi için daha çok efor ve daha çok “bilinç” lazım.

 

Beat almak satmaktan ziyade “beatmakerlar meclisi” gibi bir şeyler oluşturmak düşünülebilir. Sonuçta pazar yeri, satıcıyı vurgulamak gerekir diye düşünüyorum. :)

 

Pnzr diskografihttps://www.pnzrbeats.com/pnzr-beats-diskografi/

Instagram :      https://www.instagram.com/pnzrbeats

Soundcloud : https://soundcloud.com/pnzrbeats

Twitter : https://twitter.com/pnzrbeats34

Youtube : http://https://youtube.com/PnzrBeats

Facebook : https://www.facebook.com/pnzrbeats

 

pnzr beat, pnzr, günah benim